Geçtiğimiz yıl ‘düşecek’ denilen takımı play off potasına atmaya başaran Yalçın Koşukavak bir ay önce teknik direktör görevine getirildi. Sezon bitimindeki ayrılış şekli de büyük alkış almıştı. Birlikteliğin süper ligde de devam etmesi dileğiyle kendisine tekrardan hoş geldin diyelim.

Bir aylık zaman diliminde Boluspor tam yedi lig maç oynamış, bir de Türkiye Kupası maçında mücadele etti. Haftada ortalama iki müsabaka, 1. lig için ağır bir tempo, her ne kadar camiayı tanısa da yeni bir teknik adam ve olmayan bir stadyum.

Ne acıdır ki bu süreçte Boluspor bu süreçte sadece bir maçını Bolu Atatürk Stadyumu’nda oynayabildi, anlayacağınız sürekli deplasmanda mücadele etti. İşin maddi boyutunu bir kenara koyarsak, iki üç güne bir seyahat, kendi saha avantajını kullanamama, dış sahada oynayacak futbolcuyu saha içi mücadele için motive edebilme, bu şartlar altında kolay değil. On beş günlük milli aranın ardından ligler kaldığı yerden devam edecek. Bandırmaspor mücadelesini Bolu Atatürk Stadyumu’nda izleyebilmek, başkandan taraftara kadar tüm camiayı farklı bir havaya sokacaktır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen iki maç mağlubiyet, iki maç galibiyet ve üç maçlık beraberlik ile zor geçen lig serüveni geride kaldı.

Yalçın Koşukavak futbolun savunma yönüne ağırlık veren bir teknik adam görüntüsünde. Takımları yenilse bile sonuna kadar mücadele etmesini isteyen, hücum organizasyonlarında geçişleri iyi yapmaya odaklanan, duran toplar ile gol arayan takım kimliğini oluşturmaya çalışan bir teknik direktör. Geçen yıl Boluspor’un kısıtlı kadrosuna rağmen play off oynayabilmesinde ilk göze çarpan neden takım savunmasını iyi yapabilmesi ve duran toplardan gol bulabilmesiydi. Bu senede benzer bir oyun yapısı ile sahada görüyoruz Boluspor’u. İstenilen, düşünülen organizasyon sahaya yansır ise puanlar alınabiliyor. Ümraniyespor mücadelesinin ikinci yarısında istenilenler sahaya yansıtılamadığından mıdır yoksa maçın hemen başlarında, Boluspor’un eline geçen fırsatları cömertçe harcamasından mıdır, nasıl sebeplendirirseniz sebeplendirin, tarih bir kez daha tekerrür etti, kırmızı beyazlı ekibin milli ara başlarken puan kaybı geleneği devam etti.

İlk yarı yüzde yüzlük iki tane gol pozisyonu, atsan zaten maç bitecek, ilk kırk beş dakikada kalene şut dahi atamamış rakibinin, oyunu çevirme ihtimali yok. İkinci yarının başında ise tam tersi bir görüntü, orta saha eskilerin tabiri ile yol geçen hanı gibi, kaleyi bulan ilk topta rakibin gol buluyor, eksik kalıyorsun ve maç bitiyor.

Oyun anlamında bir takımda iki devre arasında bu kadar uçurum bulunmamalı. Bir takım ikinci yarı ne kadar kötü oynayabilirin cevabı bu maçın ikinci kırk beş dakikası olabilir. İlk yarı golleri atıp, fişi çeksen, ligin kısalan zaman aralığında, kötü futbol tolere edilebilir ama sonuç gelmeyince işler tersine dönüyor. Teknik heyet eldeki oyuncuları olabildiğince verimli kullanma niyetin olmalı ki aylardır kenarda oturan Babacar’ı sahneye çıkarıyor. Geri döndürülebilirse, büyük bir kazanç olur ama şu an ki görüntüsüyle fizik kondisyon olarak istenilen ve beklenen düzeyde değil.

Sürekli deplasmanda mücadele edilen bu zor dönemde, milli arayı yenilenmek, eksikleri kapatmak için büyük bir fırsat olarak görmek gerekir. Boluspor adına bu araya giriş kötü olsa da, bitişi ile başlayan lige giriş iyi olur umarım. Kazababilecekken kaybedilen puanları lig sonunda İlk kırk beş dakikada kalene şut dahi atamamış aramamak dileğiyle…