İyilikle Dol
Toplum ve insan psikolojisi alanının önemli isimlerinden biri olan Roy Frederick Baumeister, 2001 yılında arkadaşlarıyla kaleme aldığı bir makalesinde şöyle diyor:
“Kötü, iyiden daha güçlüdür.”
Bu ifadesini gerekçelendirirken “İnsanın en temel ihtiyacı hayatta kalmaktır. Bu nedenle hayatı için risk oluşturabilecek her şey insan psikolojisinde daha kalıcı bir iz oluşturur. İnsanın iyilik görmesi onu mutlu eder ancak kötülükten kaçınması daha hayatidir. Aksi halde bağlam ve şiddetine göre kötülüğün sonuçları insan için ölümcül olabilir.” ifadelerini kullanır.
“Bir insanı 40 yıl sırtında taşı 1 gün indir, senden kötüsü olmaz.”
Sözünü birçok kez duymuşuzdur. Bu cümlenin ana fikri: “İnsan vefasız.”dır.
Baumeister’in düşüncesine göre bu durum oldukça normaldir. Çünkü insanın hayvani ve ilkel yönü bencil olmayı, kendini düşünmeyi öncelemektedir. Dolayısıyla kötücül, vefasız, bencil olmak insanın hayvani yönünü temsil eder.
İnsanın bu bencil ve kötücül yönü ancak erdem ve iyilik değerleriyle bezenmiş bir kültür ortamında yok olabilir. Bu nedenle insan yavrusu için doğumdan sonraki ilk yıllar çok önemlidir. Kötünün değil iyinin daha güçlü olabilmesi için buna değer veren bir çevreye ihtiyaç duyarız. Nitekim uzak geçmişten bugüne insanın ahlaken üstünlük kazanabilmesi için Yüce Allah Peygamberler ve kutsal metinler göndermiştir ve bu durum bir kez olmamıştır. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e nice peygamber, içinde bulunduğu insan ve toplumları iyiliğe ve yüce ahlaka davet etmiştir. Kimi peygamber, bu yolda başarılı olmuş kiminin ise kavimleri helak olmuştur.
İnsanoğlunun bu baskın hayvani ve kötücül yönü yanlış çevresel ortamlarda varlığını artırmış ve birçok kavmin, topluluğun, milletin yok olmasına neden olmuştur. Bu çıkarımı devletler boyutuyla da yapabiliriz. Öyleyse insanın, toplumun ve devletin varlığını korumasının en temel yolu yüksek ahlaki değerlere sıkı sıkıya bağlanması ve iyiliği her yerde yaymasından geçer.
Yalnızlığın, mutsuzluğun, bağımlılığın arttığı; paylaşımın, fedakarlığın, iyiliğin azaldığı bir yaşam şüphesiz bizleri kötülüklerin, adaletsizliğin, ahlaksızlığın içine sürükler. Oldukça güzel bir deyiş olarak “Ahlak yoksa adalet de yoktur.” Ahlakı yaşatan, besleyen ve büyüten en değerli olgu ise “iyilik”tir. İyi insanlardan oluşan toplumlar yüksek ahlaki değerlere ulaşır. Bu nedenle iyiliğin izini sürmek, yolundan gitmek her insanın hayvani yönünden kurtulmasına yardımcı olur.
İyilik en kısa tanımıyla “Karşılık beklenilmeden yapılan yardımdır.” İçinde bulunduğumuz çağda karşılık beklenilmeden yapılan yardımlara ihtiyacımız var. Türk kültürünün en başat özelliklerinden biri olan iyilik, yardımlaşma, misafirperverlik gibi alışkanlıklarını tekrar hatırlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya ihtiyacı var. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının yürütmüş olduğu çalışmaları önemsiyorum. Bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan İyilik Haftası Kutlama Yönetmeliği, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yayımlanan yönetmeliğe göre 13-20 Mart tarihleri, artık “İyilik Haftası” olarak kutlanacak. Şüphesiz iyilik bir gün ya da bir haftaya sığdırılacak bir konu değildir. Ancak toplumuzda oluşturulacak “iyilik” temalı farkındalıklar açısından son derece önemli gördüğüm bir gelişme oldu.
Şimdiden 13-20 Mart “İyilik Haftası”nı en kalbi duygularımla kutluyorum.
Şairin dediği gibi:
…
İyilik bir su, bırak aksın
Gönül denen bu çeşmeden.
Sen de böyle yapacaksın,
Hiç karşılık beklemeden.
Su yerine iyilikle dol,
Yavrum adsız bir çeşme ol.
10.03.2025
Bayram ERDEN